Güncel Ekonomi Dünya Teknoloji Yaşam
Ana Sayfa > Mustafa Özel > Finans değil, Akıl krizi
Finans değil, Akıl krizi
02/12/2011 - 11:00
Mustafa Özel
1 Yorum
680 Okunma
Makaleyi Yazdır
Diğer Yazıları
Finans değil, Akıl krizi

 

Pİ­YA­SA­LAR sal­lan­dık­ça, so­ru­lar ço­ğa­lı­yor: Ha­ni Tür­ki­ye eko­no­mi­si is­tik­ra­ra ka­vuş­muş­tu? Bir ay­da YTL üç­te bir de­ğer kay­bet­ti. Önü­müz­de­ki bir, iki, üç ay için­de ne­ler ola­bi­le­ce­ği­ni ise hiç kim­se tah­min ede­mi­yor. Hep böy­le di­ken üs­tün­de mi ya­şa­ya­ca­ğız? Ne ola­cak bu işin so­nu?
Bu işin so­nu yok abi­ler; ar­tık hep böy­le ola­cak. Ara­da bir kı­sa dö­nem­li is­tik­rar mo­la­la­rı ve­re­ce­ğiz, o ka­dar! Es­ki­den is­tik­rar esas, dal­ga­lan­ma­lar arı­ziy­di. Ye­ni dün­ya eko­no­mi­sin­de ise dal­ga esas, sü­kû­net ge­çi­ci­dir. Tür­ki­ye de ‘li­be­ral­leş­me’ yaf­ta­sı al­tın­da, bu eko­no­mi­nin bü­tün kap­ris­le­ri­ne ma­ruz kal­ma­yı hak ede­cek bir tu­tum için­de­dir.
Pe­ki, es­ki ile ye­ni­nin sı­nı­rı ne? O, is­tik­ra­rın hâ­kim ol­du­ğu es­ki dün­ya eko­no­mi­si ne za­man var­dı; ye­ni­si­ne ne za­man ve na­sıl ge­çil­di? Sı­nır çiz­gi­si 1971-73. İk­ti­sat­çı de­yi­şiy­le, Bret­ton-Wo­ods Sis­te­mi­nin (BWS) ta­ri­he ka­rış­tı­ğı uğ­rak. (Şim­di 2. BWS’nden söz edi­yor ik­ti­sat­çı­lar!) Bu uğ­rak­tan ön­ce, mil­lî pa­ra­lar mut­la­ka al­tı­na (da­ha ön­ce­le­ri al­tın ve gü­mü­şe) bağ­lı idi­ler. İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı’ndan ABD öy­le­si­ne bü­yük bir za­fer­le ay­rıl­dı ki, do­lar bir an­lam­da tek kü­re­sel pa­ra ha­li­ne gel­di. Dün­ya­nın bü­tün pa­ra­la­rı do­la­ra, do­lar ise al­tı­na en­deks­len­di.
1960’la­ra ka­dar bü­tün ül­ke­ler bu sis­tem­den mem­nun­du. Ne za­man ki, Ba­tı Av­ru­pa ve Ja­pon eko­no­mi­le­ri “kü­re­sel pa­zar­da biz de va­rız!” de­me­ye baş­la­dı­lar, iş­ler sar­pa sar­dı. Ge­li­şen Ba­tı Av­ru­pa ve Ja­pon eko­no­mi­le­ri ih­ra­cat yap­tık­ça, do­lar ka­zan­dı­lar. El­le­rin­de bi­ri­ken do­lar­la­rın bir kıs­mıy­la al­tın al­ma­ya baş­la­dı­lar (şim­di Çin’in yap­tı­ğı gi­bi!), di­ğer kıs­mı­nı li­kit var­lık ola­rak tut­tu­lar. On­lar al­tın al­dık­ça, ABD’nin al­tın stok­la­rı eri­di. Dü­şü­nün: Bir yan­dan ABD’de al­tın aza­lı­yor, di­ğer yan­dan ABD dı­şın­da do­lar ço­ğa­lı­yor. Bu du­rum­da do­la­rın al­tı­na en­deks­li kal­ma­sı müm­kün olur mu?
1970’e doğ­ru kuş­ku­lar iyi­ce art­ma­ya baş­la­dı: Aca­ba eli­miz­de bi­ri­ken do­lar­la­rın al­tın kar­şı­lı­ğı var mı? ABD 1971 yı­lın­da al­tın gi­şe­si­nin ka­pan­dı­ğı­nı res­men açık­la­dı. Ya­ni ar­tık do­lar kar­şı­lı­ğın­da kim­se­ye al­tın ver­me­yi ta­ah­hüt et­mi­yor­du. Al­tın fi­yat­la­rı tır­man­ma­ya baş­la­dı. Ons ba­şı­na 35-40 do­lar olan al­tın, iki yıl­da 200 do­lar ci­va­rı­na yük­sel­di. Böy­le­ce ABD’nin dış dün­ya­ya olan al­tın ‘bor­cu­nun’ mik­ta­rı dört­te bi­re in­di. (Elin­de 35-40 mil­yon do­la­rı olan bir şir­ket ve­ya dev­let, 1971 ön­ce­sin­de 1 mil­yon ons al­tı­na sa­hip ol­du­ğu­nu; bu­nu di­le­di­ği za­man Ame­ri­kan dev­le­tin­den tah­sil ede­bi­le­ce­ği­ni sa­nı­yor­du. 1973’te bu ala­cak 200-250 bin ons al­tı­na ge­ri­le­di.)
Bu yüz­den, 1971-73’ten gü­nü­mü­ze ka­dar sü­rüp ge­len dö­nem kü­re­sel bir fi­nans te­rö­rü dö­ne­mi­dir. Te­rö­rist­le­ri Af­gan dağ­la­rın­da fi­lan ara­ma­nın fay­da­sı yok­tur. Son Tür­ki­ye kri­zi de gös­ter­di ki, Lon­dra, Frank­furt ve­ya New York gök­de­len­le­rin­de­ki fi­nans uz­man­la­rı, mev­hum El Kai­de te­rö­rist­le­rin­den bin mis­li da­ha tah­rip­kâr­dır­lar.
Kü­re­sel Fi­nans Te­rö­rü, in­san­lık ta­ri­hin­de yep­ye­ni bir saf­ha­dır. Ön­ce­ki yüz­yıl­lar­da, eş­ya­nın öl­çü­sü çok, eş­ya de­ğe­ri­nin öl­çü­sü tek­ti. Me­se­la 1600’ler­de Av­ru­pa’da 100’ün üze­rin­de uzun­luk öl­çü­sü; 80’in üze­rin­de ağır­lık öl­çü­sü kul­la­nı­lır­dı. Şim­di sa­de­ce Av­ru­pa’nın de­ğil, dün­ya­nın her ye­rin­de kul­lan­dı­ğı­mız bir tek met­re ve ki­log­ra­mı­mız var. Bu­na kar­şı­lık, 1600’ler­de Av­ru­pa’da ve bü­tün dün­ya­da esas ola­rak bir tek pa­ra öl­çü­sü var­dı: De­ğer­li ma­den (al­tın ve/ve­ya gü­müş.) Ka­pi­ta­lizm, eş­ya­nın öl­çü­sü­nü tek­leş­tir­di; de­ğe­rin öl­çü­sün­de ise öl­çü­yü ka­çır­dı: Bu­gün 170 do­la­yın­da pa­ra bi­ri­mi­miz var ve hiç­bi­ri her­han­gi bir de­ğer­li ma­de­ne en­deks­li de­ğil. Dal­ga­lı bir ok­ya­nus­ta yü­zü­yo­ruz.
 
Taş­lar Bağ­lı, İt­ler Ser­best
Be­nim fi­nans te­rö­rü de­di­ğim ev­re­ye, uz­man­lar fi­nan­sal kü­re­sel­leş­me di­yor­lar. Fi­nan­sal kü­re­sel­leş­me­nin ala­met-i fa­ri­ka­sı ne? 1982’den be­ri ar­dı ar­ka­sı ke­sil­me­yen fi­nan­sal kriz­ler. Ön­ce La­tin Ame­ri­ka, 1990’lar­da ise Do­ğu As­ya, Rus­ya ve Tür­ki­ye fi­nans kriz­le­ri­ne abo­ne ol­du. Stig­litz, Feld­ste­in ve Rod­rik gi­bi ik­ti­sat­çı­la­rın da işa­ret et­tik­le­ri gi­bi, ne İMF ne de söz­de “ulus­la­ra­ra­sı fi­nan­sal mi­ma­ri” kri­ze ma­ruz ül­ke­le­re omuz ve­re­bi­li­yor. Feld­ste­in, her ül­ke­nin an­cak ken­di­ne hay­rı­nın do­ku­na­bi­le­ce­ği­ni; bu­nun yo­lu­nun da “li­kit kal­mak”tan geç­ti­ği­ni be­lir­ti­yor.
Li­kit kal­ma­nın iki ana yo­lu var: Ya kı­sa va­de­li borç­la­rı­nı­zı azal­ta­cak­sı­nız; ya da dö­viz re­zerv­le­ri­ni­zi yük­sek tu­ta­cak­sı­nız. The Eco­no­mist der­gi­si­nin 7 Tem­muz 2006 ta­rih­li sa­yı­sın­dan ba­zı ül­ke­le­rin dö­viz re­zerv­le­ri­ni ve ca­ri iş­lem den­ge­le­ri­ni ak­ta­rı­yo­rum (Mil­yar $):
 
Ül­ke             Dö­viz      Ca­ri İş­lem
                    Re­zer­vi   Den­ge­si
Tay­van            261           +18
Rus­ya             239            +92
G. Ko­re          225            +9
Hin­dis­tan       157            -13
Sin­ga­pur       129             +36  
Hong Kong    127            +20
Mek­si­ka         78              -1
Ma­lez­ya          75             +20
Tür­ki­ye            60             -27
Bre­zil­ya           57            +13
Bir ül­ke­nin dö­viz re­zer­vi­nin yük­sek ol­ma­sı ilk el­de çok çe­ki­ci gö­zü­ke­bi­lir. Fa­kat bu­nun ma­li­ye­ti­ni de he­sa­ba kat­ma­lı­yız. Çin ve di­ğer ba­zı ül­ke­ler, ti­ca­ret (ve ca­ri iş­lem) faz­la­sı­na sa­hip ol­duk­la­rın­dan, on­lar için ya­ban­cı pa­ra­nın ma­li­ye­ti çok yük­sek ol­ma­ya­bi­lir. Bel­ki ka­zan­dık­la­rı pa­ra­yı dü­şük ge­ti­riy­le de­ğer­len­dir­mek­ten ötü­rü, bir tür “kâr­dan za­rar” edi­yor ola­bi­lir­ler. Fa­kat ay­lık ca­ri iş­lem açı­ğı 3 mil­yar do­la­rı bul­ma­ya baş­la­yan Tür­ki­ye gi­bi ül­ke­ler için, dö­viz re­zer­vin­de­ki ar­tış, gi­de­rek ar­tan bir ma­li­yet de­mek­tir. Da­ni Rod­rik’in he­sa­bı doğ­ruy­sa, “ge­liş­mek­te olan ül­ke­le­rin bu tür­den ma­li­yet­le­ri, yıl­lık mal ve hiz­met ka­zanç­la­rı­nın (GSYİH) yüz­de bi­ri­ne ulaş­mış bu­lu­nu­yor.”
Rod­rik’in ça­lış­ma­sı baş­ka bir çar­pı­cı ger­çe­ği or­ta­ya çı­ka­rı­yor: Bu grup­ta­ki ül­ke­le­rin tut­tuk­la­rı (tut­mak zo­run­da kal­dık­la­rı) dö­viz re­zerv­le­ri­nin GSYİH’ye ora­nı %30’la­ra yak­laş­mış bu­lu­nu­yor. Bu oran 2000’de %20, 1990’da %8, 1980’de %6, 1970’te %3, 1960’ta %2 do­la­yın­day­dı. Ge­liş­miş eko­no­mi­ler­de bu oran 1960-2005 ara­sın­da %2’den %4’e yük­se­lir­ken; ge­liş­mek­te olan eko­no­mi­ler­de %2’den %30’a yük­sel­di. Bu ül­ke­le­rin, ken­di­le­ri­ni kü­re­sel fi­nans dal­ga­la­rı­na kar­şı ko­ru­mak için ne ka­dar yük­sek bir be­del öde­dik­le­ri açık, de­ğil mi?
Li­be­ral­le­ri laf­la alt et­me­nin im­kân­sız ol­du­ğu­nu bi­li­yo­rum. Li­be­ral bir dü­zen, is­ter ulu­sal is­ter kü­re­sel ka­de­me­de ol­sun, da­ha yük­sek bir eko­no­mik de­ğer üre­tir. Bu­nu te­ori­de de, pra­tik­te de ka­nıt­la­mak müm­kün. Prob­lem şu ki, bu ya­ra­tı­lan faz­la de­ğer, içe­ri­de ki­şi­ler/fir­ma­lar ara­sın­da; dün­ya­da ise ül­ke­ler ara­sın­da, gi­de­rek da­ha eşit­siz bi­çim­de pay­la­şı­lı­yor. Ge­liş­mek­te olan ül­ke­le­rin ba­zı şir­ket­le­ri fi­nan­sal kü­re­sel­leş­me­den ya­rar sağ­la­sa da, ulu­sal sis­te­min di­ğer un­sur­la­rı ağır bir be­del ödü­yor. Bu­nu Da­ni Rod­rik’in bir ör­ne­ği ile izah ede­lim:
Tür­ki­ye ben­ze­ri bir ül­ke­nin her­han­gi bir şir­ket ve­ya ban­ka­sı­nın, yurt dı­şın­dan 1 mil­yon do­lar­lık bir kı­sa va­de­li kre­di te­min et­ti­ği­ni dü­şü­ne­lim. Dış şok­la­ra kar­şı ted­bir­li ol­mak için, ül­ke­nin Mer­kez Ban­ka­sı (MB) ken­di dö­viz re­zer­vi­ni eşit mik­tar­da ayar­la­mak zo­run­da­dır. Alı­şı­la­gel­miş stra­te­ji şu­dur: (a) MB iç fi­nans pa­za­rın­dan 1 mil­yon do­lar sa­tın ala­rak bu­nu Ame­ri­kan ha­zi­ne kâ­ğı­dı ve­ya baş­ka bir kı­sa va­de­li ens­trü­ma­na ya­tı­rır; (b) iç pa­ra ar­zı­na mü­da­ha­le­si­nin et­ki­le­ri­ni “ste­ri­li­ze et­mek için” ise özel sek­tö­re ay­nı de­ğer­de ha­zi­ne kâ­ğı­dı sa­tar. So­nuç­ta, özel sek­tö­rün dı­şa­rı­ya 1 mil­yon do­lar bor­cu, bu­nu den­ge­le­ye­cek şe­kil­de de ken­di hü­kü­me­tin­den 1 mil­yon do­lar ala­ca­ğı olur. MB’nin ise (mev­cu­da ila­ve ola­rak) 1 mil­yon do­lar ya­ban­cı var­lık re­zer­vi, bu­na kar­şı­lık sto­kun­da­ki mil­lî ha­zi­ne kâ­ğıt­la­rın­da 1 mil­yon do­lar­lık ek­sil­me olur.
İm­di, her ne ka­dar bir Türk şir­ket ve­ya ban­ka­sı dı­şa­rı­dan 1 mil­yon do­lar borç bu­la­rak bel­ki çok önem­li bir gi­ri­şi­mi­ni fi­nan­se et­miş ol­sa da, bir bü­tün ola­rak ulu­sal eko­no­mi­ye dı­şa­rı­dan net bir fi­nans gi­ri­şi ol­ma­mış­tır. Şir­ke­tin ge­tir­di­ği mik­ta­rı, MB ya­ban­cı var­lık­la­ra ge­ri ya­tır­mış­tır. İkin­ci­si, kı­sa va­de­li dış borçözel sek­tö­rün top­lam ya­tı­rım ka­pa­si­te­si­ni art­tır­ma­mış­tır; zi­ra baş­ka bir özel sek­tör şir­ke­ti, ay­nı mik­tar­da bir kay­na­ğı re­el ya­tı­rı­ma de­ğil, ulu­sal ha­zi­ne kâ­ğı­dı­na ya­tır­mış­tır.
Da­na­nın kuy­ru­ğu­nun kop­tu­ğu yer ise şu­ra­sı: Dı­şa­rı­ya borç­la­nan şir­ket ve­ya ban­ka­nın öde­ye­ce­ği fa­iz ma­li­ye­ti ile, MB’nin dı­şa­rı­da de­ğer­len­dir­di­ği ay­nı mik­tar­da­ki kay­na­ğın fa­iz ge­ti­ri­si eşit de­ğil­dir. Bi­rin­ci, ikin­ci­den her za­man bir­kaç pu­an yük­sek­tir. İş­te bu, bir bü­tün ola­rak, top­lu­mun dı­şa­rı­ya borç­la­nan özel şir­ket için öde­di­ği be­del­dir. Da­ni Rod­rik bu be­de­lin “ge­liş­mek­te olan ül­ke­ler” için GSYİH’nin %1’i ol­du­ğu­nu he­sap­la­sa da, Tür­ki­ye için çok da­ha yük­sek ol­du­ğu­na şüp­he yok­tur. Kü­re­sel fi­nans li­be­ra­liz­mi, top­lu­mun ca­nı­na oku­mak için özel şir­ket ve ban­ka­la­rın diz­gin­le­ri­ni ko­par­mak de­mek­tir. Nas­ret­tin Ho­ca bu du­ru­mu gör­sey­di, “taş­la­rı bağ­la­mış, it­le­ri sa­lı­ver­miş­ler” der­di.
 
Vur­kaç Ser­ma­ye, Vu­rur ve Ka­çar
Tec­rü­be­li bir ban­ka­cı ile son fi­nans şo­ku­nu ko­nu­şu­yo­ruz. “Tür­ki­ye’den bu ka­dar faz­la pa­ra­nın bir an­da çe­ki­le­ce­ği­ni bek­li­yor muy­du­nuz?” di­yo­rum. Gü­lü­yor. “Bek­le­mi­yor­dum, bi­li­yor­dum!” di­yor. Şa­şı­rı­yo­rum. O bü­yük bir ra­hat­lık­la de­vam edi­yor: “Şu gün, şu sa­at­te çe­ki­le­ce­ği­ni el­bet­te bil­mi­yor­dum. Fa­kat çe­ki­le­ce­ği­ni, hem de ani­den çe­ki­le­ce­ği­ni adım gi­bi bi­li­yor­dum. Vur­kaç ser­ma­ye­nin do­ğa­sın­da var bu. Vu­rur ve ka­çar!”
Bir haf­ta ön­ce, Lon­dra’da ka­tıl­dı­ğı bir ulus­la­ra­ra­sı fi­nans top­lan­tı­sı­nı an­lat­tı. ABD ve Av­ru­pa’da­ki bü­yük fon­la­rın, ön­de ge­len ge­liş­mek­te olan ül­ke pa­zar­la­rın­dan (emer­ging mar­kets) so­rum­lu uz­man­la­rı­nın ka­tıl­dı­ğı bir top­lan­tı. Ara­la­rın­da çok sa­yı­da genç Türk (Jön­türk?) var. “Hep­si­nin or­tak vas­fı, Tür­ki­ye top­lum ve eko­no­mi­si hak­kın­da­ki ce­ha­let­le­riy­di. Bir iki söz­de uz­man ve ban­ka­nın ha­zır­la­dı­ğı sığ ra­por­la­ra ve­ya Ba­tı ba­sı­nın­da Tür­ki­ye hak­kın­da çı­kan çar­pık ha­ber­le­re ba­ka­rak po­zis­yon be­lir­le­yen uka­la­lar!” Me­se­le­nin bu ka­dar ba­sit ol­ma­dı­ğı­nı söy­le­ye­cek olu­yo­rum, kı­zı­yor: “Me­se­le ba­sit de­mi­yo­rum, adam­lar ba­sit! Tür­ki­ye’yi yö­ne­ten­ler ya çok akıl­lı ol­ma­lı, ya da sö­zü­nü et­ti­ğim tip­ler­den da­ha ca­hil. İki­si­nin or­ta­sı olun­ca, iş­ler sar­pa sa­rı­yor.”
Uz­ma­nı­mı­za gö­re, dün­ya­da 15-16 tril­yon do­lar ci­va­rın­da do­la­şan ser­ma­ye var. Bu­nun %90’ı baş­ta ABD ol­mak üze­re gü­ven­li pa­zar­lar­da yu­va­la­nı­yor. “Ge­ri­ye ka­la­nı­nı genç fi­nans kurt­la­rı­na tes­lim edip, bi­zim gi­bi ül­ke­le­re yön­len­dir­miş­ler. Bun­la­rın ak­let­me tar­zı­nı kav­ra­maz, ko­nuş­tuk­la­rı di­lin şif­re­si­ni çö­ze­mez isek, ken­di­mi­zi ko­ru­ya­bil­me im­kâ­nı­mız ol­maz.”
Karl Po­lan­yi 100 yıl ön­ce­si­nin fi­nans kurt­la­rı­nın dün­ya­nın si­ya­sî ve eko­no­mik ör­güt­len­me­si ara­sın­da­ki ana bağ­lan­tı ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du: “Av­ru­pa Kon­se­ri an­cak ara­lık­lar­la ey­le­me ge­çer­ken, yük­sek fi­nans en es­nek tür­den bir dai­mî amil (agency) iş­le­vi­ni gö­rü­yor­du. En güç­lü­sü de dâ­hil ol­mak üze­re, bü­tün hü­kü­met­ler­den ba­ğım­sız ve hep­siy­le te­mas ha­lin­dey­di; Bank of Eng­land dâ­hil, bü­tün mer­kez ban­ka­la­rın­dan ba­ğım­sız, ama hep­siy­le ya­kın­dan bağ­lan­tı­lıy­dı. Fi­nans ile dip­lo­ma­si ara­sın­da ya­kın te­mas var­dı; hiç­bi­ri di­ğe­ri­nin gön­lü­nü al­ma­dan, is­ter ba­rı­şa is­ter sa­va­şa yö­ne­lik her­han­gi bir uzun va­de­li plan ya­pa­maz­dı. Bu­nun­la be­ra­ber, umu­mi ba­rı­şın ba­şa­rıy­la sür­dü­rül­me­si şüp­he gö­tür­mez bi­çim­de ulus­la­ra­ra­sı fi­nan­sın ko­num, or­ga­ni­zas­yon ve tek­nik­le­rin­de ya­tı­yor­du.”
Pe­ki, kim­ler­den olu­şu­yor­du bu hau­te fi­nan­ce? Sa­nı­la­nın ak­si­ne, pek ano­nim bir top­lu­luk de­ğil­di. El­bet­te or­ta yer­de çok sa­yı­da ki­şi ve ku­rum adı do­la­şı­yor­du. Fa­kat fi­nans sis­te­mi­nin mer­ke­zin­de dev­ler var­dı ve her şey on­lar­dan so­ru­lur­du. “Rots­child­ler hiç­bir hü­kü­me­te tâ­bi de­ğil­di­ler; bir ai­le ola­rak so­yut bey­nel­mi­lel­ci­lik il­ke­si­ni ete ke­mi­ğe bü­rün­dür­müş­ler­di; sa­da­kat­le­ri bir fir­ma­ya idi: Kre­di­si, hız­la bü­yü­mek­te olan bir dün­ya eko­no­mi­sin­de si­ya­si yö­ne­tim­le en­düs­tri­yel ça­ba­lar ara­sın­da­ki bi­ri­cik hü­kü­met­le­rüs­tü bağ ha­li­ne gel­miş olan bir fir­ma. Son ker­te­de, bun­la­rın ba­ğım­sız­lı­ğı dev­rin ih­ti­yaç­la­rın­dan kay­nak­la­nı­yor­du; hem ulu­sal dev­let adam­la­rı­nın hem de ulus­la­ra­ra­sı ya­tı­rım­cı­la­rın gü­ve­ni­ni yön­len­di­ren ege­men bir ami­le ta­lep var­dı; Av­ru­pa baş­kent­le­rin­de ika­met eden Ya­hu­di ban­ka­cı­lar ha­ne­da­nı­nın me­ta­fi­zik ül­ke-öte­si­ci­li­ği bu ha­ya­tî ih­ti­ya­ca ne­re­dey­se tam bir çö­züm ge­ti­ri­yor­du.”
Po­lan­yi’nin ese­ri (Bü­yük Dö­nü­şüm, 1944) bir ba­kı­ma Hil­fer­ding ile Hob­son’ın em­per­ya­lizm/yük­sek fi­nans iliş­ki­si­ne da­ir ça­lış­ma­la­rı­nı ta­mam­lı­yor­du. Hob­son’a gö­re, Rots­child­le­rin rı­za­sı ol­ma­dan hiç­bir Av­ru­pa dev­le­ti bü­yük bir sa­vaş baş­la­ta­maz, hiç kim­se de kül­li­yet­li bir dev­let kre­di­si aça­maz­dı. Mil­lî dev­let­le­rin po­li­ti­ka­la­rı­nı bun­lar ma­ni­pü­le edi­yor­du. Ta­rih­çi­ler bey­nel­mi­lel fi­nans gü­cü­nün nev­zu­hur bir icat ol­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor­lar. Rots­child­ler, 16. yüz­yıl­da Ce­ne­viz­li­le­rin, 17-18. yüz­yıl­lar­da Hol­lan­da­lı­la­rın ka­pi­ta­list dün­ya sis­te­min­de oy­na­dık­la­rı ro­lü 19. yüz­yıl son­la­rıy­la 20. yüz­yıl baş­la­rın­da oy­na­dı­lar. 21. yüz­yıl baş­la­rın­day­sa ay­nı ro­lü So­ros­lar ve Jön­türk­ler oy­nu­yor.
Bu bil­gi yı­ğı­nı ve ana­li­zin sad­ra şi­fa olup ol­ma­dı­ğı­nı so­ra­bi­lir­si­niz. Kü­re­sel li­be­ra­liz­min güç­lü­le­rin si­la­hı ol­du­ğu­nu ak­le­de­bi­lir­sek, bir çı­kış yo­lu bu­la­bi­li­riz. Fi­nans kri­zin­den ön­ce, akıl kri­zi­mi­zi aş­ma­lı­yız.
02/12/2011 - 11:00
Mustafa Özel
1 Yorum
680 Okunma
Makaleyi Yazdır
YORUM YAZ
Sayın Özel 22-01-2012 - 23:05:21
Yaklaşmış ama hem yıkıcı sahtekar düzen BDPS'nin adını hem de matematiğini ortaya koymamış. Bu sürdürülemez sistem nasıl icra ediliyor? Yıkıcı etkisi nedir? Yıkıcı etkiyi ne oluşturuyor? Umarız bu konulara da değinir.
B. Gültekin Çetiner
SICAK GÜNDEM
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Bankalar ve Örümcekler
Kodlama : Networkbil.net