Prof. Dr. Kenan Demirkol
1960'larda ABD’de hibrit tohumculuğu zirveye ulaşmıştı, fakat dünyada hiç kimse bu tohumları istemiyordu. Hibrit tohumları nasıl satabiliriz araştırmasına giren ABD’nin “Avrupa Kalkınma Planı”nda oynadıkları açlık kartı akıllarına geldi ve yine aynı oyunu oynadılar: “Dünyada bir milyar aç insan var, bunları ancak verimi yüksek tohum kullanarak doyurabiliriz” dediler ve “Yeşil Devrim” diye anılan projeyi başlattılar.
Bu proje ile ilk olarak Pakistan ve Hindistan’a bedava tohum verdiler. Bu tohumlar bazı koşullarda yerel tohumlardan daha yüksek verim vermektedir (kilo bazında, besi değeri bazında değil). Bunun için ama çok fazla suya ve özel gübreye gereksinimleri vardır. Ayrıca zirai mücadele ilaçları da özel. Tohumu pazarlayan şirket gübre ve zirai mücadele ilacını da parzarlıyor. Bu tohumlar başlangıçta kısır olduğundan sadece bir kez ürün vermekteydiler, ertesi yıl ekildiğinde ürün alınamamaktaydı. Tepkiler üzerine şirketler kısır tohum uygulamasını bitirdiler. Ancak yine de sebze üreticisi ürününden elde ettiği tohumu ektiğinde bitki çıkmakta meyvesini vermemektedir. Hindistan ve Pakistan ilk yıldan sonra bu tohumları ve gerekli diğer maddeleri satın almak zorunda kaldı. Hala da aynı durumda.
1980 yılında Türkiye de Yeşil Devrim programına katıldı. Hibrit tohum, Anadolu tohumuna göre çok daha fazla su gerektirdiğinden, halen de sulama yöntemimiz %94 oranında vahşi sulama olduğundan geniş tarım arazileri tuzlandı, tarım yapılamaz hale geldi. Damla sulama ya da yağmurlama tarzı sulamaya geçilmesi düşünüleceğine yüzlerce sulama barajı yapılarak suyun ekosistemi bozuldu. Bu tercihli politikalarla 1955 yılında kişi başına 8500 metreküp su rezervi olan Türkiye, şimdi kişi başına 1466 metreküp su rezervi ile suyu kıt ülkeler sınıfına girmiş bulunmaktadır .